Japonya’nın nükleerle imtihanı

Bir Japon disiplini çerçevesinde hemen her tedbir alınmıştı. Elektrik kesildiğinde yedek jeneratörlerden okyanustan gelebilecek bir tsunamiye karşı 5,7 metre yüksekliğinde koruma duvarına kadar.

Ama 11 Mart 2011’de 9 büyüklüğündeki Japonya tarihinin en büyük depreminin tetiklediği tsunami dalgaları 14 m yükseklince koruma duvarı işe yaramadı. Nükleer tesisi su bastı ve Japonya hatta dünyanın en büyük nükleer felaketlerinden birisi kaçınılmaz oldu.

Felaketler zinciri böyle başladı

Nükleer tesis depremi algıladığında reaktörleri hemen kapatmış ve aşırı ısınan reaktörlerin soğumasının sürdürülmesi için acil durum jeneratörleri devreye almıştı. Ancak 14 metreye ulaşan tsunami dalgaları koruma duvarını aşıp acil durum jeneratörlerini devre dışı bıraktı ve etkileri günümüze kadar hissedilen ve uzun bir süre de hissedilecek felaketler silsilesi böylece başladı.

Reaktörlerde soğutma durunca aşırı ısı kaynaklı nükleer erimeler ve hidrojen patlamaları gerçekleşti. Tesis içindeki su yüksek radyoaktiviteye maruz kaldı.

Ayrıca yıkılan tesisten atmosfere ve okyanusa radyasyon sızdı. Bölgeden tahliyeler başladı ve nükleer tesis etrafında her geçen gün genişletilen bir tecrit bölgesi oluşturuldu.

11 Nisan 2011 günü Japonya Nükleer Güvenlik Kurumu, Fukuşima Daiçi Nükleer Santrali›ndeki nükleer sızıntının tehlike derecesini Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği’ne göre 7’ye yani Çernobil reaktör kazasıyla aynı seviyeye çıkardı.

Soğutma işlemi halen sürüyor

Nükleer felaket başlangıcından beri enkaz altındaki yakıt çubuklarını soğutmak için reaktörlere sürekli soğutma suyu pompalanıyor ve böylece de radyasyonlu su miktarı her geçen gün artıyor.

Japonlar radyasyonla kirlenen soğutma sularını Gelişmiş Sıvı İşleme Sistemi (ALPS) ile filtrelemek üzere depoluyorlar. Ancak, 1061 depolama tankının 1,37 milyon m3 kapasitesinin %98’i dolmuş durumda.

Soğutma çalışmalarından dolayı ortaya çıkan radyasyonlu su önemli olmakla birlikte, burada kaza sonrası asıl tehdidi oluşturan konuyu da zikretmek gerekiyor: Enkaz altındaki reaktörlerde yaklaşık 900 tona yakın erimiş radyoaktif yakıt bulunuyor. Bu sorun çözülmeden de zaten radyasyonlu su meselesi çözülemeyecek.

Pasifik Okyanusu’na deşarj projesi

Japonya, nükleer tesisteki enkazı kaldırabilmek için boş alana ihtiyacı olduğu savıyla 2019 yılında tanklarda depoladığı radyasyonlu atık suyu arıtarak Pasifik Okyanusu’na deşarj etmekten başka seçeneği olmadığını duyurdu.

ALPS arıtma sistemi

Birinci aşamada radyonüklid içeren sular depolandı ve halen de depolanıyor. İkinci aşamada ise radyasyonla kirlenmiş sular radyonüklidlerden arıtılmak için Gelişmiş Sıvı İşleme Süreci’nden (ALPS) geçirilip 64 radyonüklidden 62’sinin yoğunluğu Japonya 2022 Yönetmelik sınırı altına çekilerek çevreye salınabilmek için uygun hale getirilip deşarja hazır halde yeniden tanklarda depolanıyorlar.

ALPS siteminin müdahalede yetersiz kaldığı radyonüklidler ise hidrojenin radyoaktif hali ve nükleer enerji santralinin yan ürünü olan trityum ve karbonun radyoaktif hali karbon-14.

Bu iki radyonüklidden kurtulma çözümü ise suyun okyanusa deşarj edilmeden deniz suyu ile seyreltilme süreciyle bulunmuş.

Böylece Japonlara göre arıtılmış ve seyreltilmiş radyasyonlu su okyanusa deşarj edilebilecek standartlara sahip hale geliyor. Japonlara göre arıtılıp, seyreltilen radyasyonlu su içerisindeki trityum miktarı 1500 bekerele (Radyoaktivitenin milletler arası ölçüm birimi) kadar geriliyor. Bu da Dünya Sağlık Örgütü’nün içme suyu içi öngördüğü değerlerin yedide biri oranında bir miktar. Karbon-14’ün tanklardaki su içindeki yoğunluğu yönetmeliklerin belirlediği üst sınır olan %2 civarlarında. Japon yetkililer, deniz suyu ile seyreltme sonrasında bu oranın daha da düşeceğini öngörüyorlar.

Böylece Japonlara göre radyasyonlu suyun, okyanusun tabanından açıklara inşa edilmiş bir kilometre uzunluğundaki tünelden deşarjında herhangi bir sorun kalmıyor.

Zaten Uluslararası Atom Enerji Ajansı da tavsiye ya da onama babında olmayan raporunda arıtılmış suyun “kontrollü-aşamalı” deşarjının “insanlar ve çevreye ihmal edilebilir bir radyolojik etkisi” olacağını söylüyor. Yine de bazı araştırmacılar bunun riskleri azaltmada yeterli olacağından emin gözükmüyorlar.

Deşarj süreci ya da “Japandora kutusu”

UAEA’nın olumlu raporuyla rüzgârı arkasına alan Japonya 24 Ağustos 2023’te arıtılmış, seyreltilmiş radyasyonlu suyu, neredeyse tüm denizden komşularının itirazlarına rağmen okyanusa deşarj etmeye başladı. Hatta bu konuda sesi en fazla çıkan devlet olan Çin deşarj sürecini Pandoranın Kutusu metaforuyla “Japandora’nın Kutusu” olarak niteliyor.

Atık suyun okyanusa deşarjı günlük 460 tonluk bir hızla başladı ve yavaş ilerliyor. Nükleer santralin işletmecisi 2024 Mart ayı sonuna kadar 31.200 ton su deşarjını planlıyor.

Suyun tamamının deşarjı 30 yılı bulacak

Ama zamanla deşarj hızı artacak ve 10 yıl içerisinde tankların üçte biri boşalarak kaldırılacak ve böylece de enkaz altındaki tesisin hizmet dışı bırakılması işlemleri için yer açılacak. 1,3 milyon metreküpe ulaşan radyasyonlu suyun tamamen okyanusa deşarj edilmesi ise 30 yılı bulacak. Şu da var ki, enkaz altındaki erimiş nükleer yakıt reaktörlerde kaldığı sürece soğutma suyuna ihtiyaç duyulacak.

Siyasi ve bilimsel tepkiler

Gerek Japonya gerekse Pasifik Okyanusu’na komşu ülkelerdeki insanlar radyasyonlu suyun deşarjı neticesinde deniz ürünleri tüketme ile ilgili endişelerini dile getiriyorlar.

Bilim insanları, radyasyona maruz kalma endişelerini gidermek halkı sağlık ve radyolojik koruma uzmanlarından tavsiye alma çağrısı yapıyorlar.

Arıtılmış ve seyreltilmiş bir şekilde olacağı için deşarjın insan sağlığı ve çevreyi fazla etkilemeyeceğini söyleyen bilim adamları olduğu gibi ihtiyatla yaklaşanlar da var.

Bazı bilim insanları ve uzmanlar deşarj sürecinde çok uluslu bir izleme mekanizması oluşturulmasını öneriyor. Güney Kore bu sürece katılmış gözüküyor.

Bilim insanlarının üzerinde ittifak ettikleri nokta deşarj sürecinde radyoaktivitenin deniz ve deniz ürünleri üzerindeki etkisinin sürekli izlenmesi.

Muhtemel zararlar

Fukuşima felaketi ve dolayısıyla radyasyonla kirlenmenin insan, flora ve faunayı içeren çevre ve bizzat Japon ekonomisine büyük zararları oldu. Bazı tahminlere göre bir asra yakın da zarar vermeye devam edecek.

En basit tabiri ile yüzbinlerce insanı iç göç ile etkilemiştir. İleriye doğru ne zararlar vereceği de istatistiklerle ortaya çıkacaktır. Flora ve faunaya zararı belki çok daha sonra belli olacaktır.

Bazı tahminler bu felaketler silsilesinin onarılmasının ekonomik etkileri ile birlikte Japonya’ya 300 milyar dolara mal olacağını öne sürüyor. Bazıları miktarı 1 trilyon dolar olarak bile telaffuz ediyor.

Uluslararası Atom Enerji Ajansı dahil, birçok ilim insanı deşarj edilen radyasyonlu suyun kayda değer bir etkisi olmayacağını dillendirse de bazı ilim insanları, trityumun yoğunlaştığı deniz ürünleri üzerinden gıda zincirine karışması ve bu ürünlerin tüketilmesi ile birlikte DNA’yı etkilemesi endişesi taşımakta.

Tencere dibin kara

Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na göre, dünya çapındaki nükleer santraller, düşük düzeyde trityum ve diğer radyonüklid konsantrasyonlarını içeren arıtılmış suyu kontrollü bir şekilde denizlere deşarj ediyor. Yani Japonya ilk değil ve hatta bu deşarj süreci 60 yılı aşkın bir süredir tüm dünyada sürüyor.

Japonya’nın arıtılmış ve seyreltilmiş radyasyonlu suyu okyanusa bırakmasına karşı bölgeden en yüksek ses ve itiraz Çin’den geliyor. Güney Kore, Filipinler, Tayvan da itiraz ediyor ama bu tam bir “tencere dibin kara” durumu. Çünkü bu dört ülkenin tamamının nükleer tesislerinin atık suları hem Japonya’dan çok daha fazla hacimde ve hem de daha yüksek trityum oranı ile okyanusa boca ediliyor.

Dünyada da durum farklı değil. ABD, İngiltere, Fransa, Rusya gibi hem nükleer silaha sahip hem de nükleer enerji üreten ülkeler ile nükleer enerji üreten diğer ülkeler çoğunlukla atık suları arıtarak denizlere deşarj ediyor.

İlk bombalar Japonya’ya atıldı

Dünyada ilk nükleer bombalar Japonya üzerinde, Hiroşima ve Nagasaki’de kullanıldı. On binlerce insan hayatını kaybetti.

Sonra, dünyanın ikinci büyük ama en karmaşık nükleer kazası yine Japonya’da meydan geldi.

Şimdi, önünde dörtte biri arıtılmış ama dörtte üçü arıtılacak yaklaşık 1,5 milyon m3 radyasyonlu suyun okyanusa salınması ve daha da önemlisi enkaz altında kalmış ama hala aktif erimiş nükleer yakıtların cenazesinin kaldırılması gibi iki zor ve de ölümcül görev bulunan Japonya’nın nükleerle sınavı daha uzun yıllar sürecek gibi gözüküyor.

Elektriğin %10’unu üretiyor

Dünya genelinde 441 nükleer reaktör küresel elektriğin yaklaşık %10’unu üretmektedir. Nükleer enerji hidroelektrikten sonra dünyada ikinci en büyük düşük karbonlu enerji kaynağı olarak hizmet etmektedir. Mayıs 2023 itibarıyla dünyada toplam elektrik kapasitesi 368,6 GW olan 410 adet çalışan nükleer güç reaktörü bulunmaktadır. 59 nükleer reaktör inşaat halinde ve 100 nükleer reaktör ise planlama aşamasındadır. Ayrıca, 325 nükleer reaktör öneri aşamasındadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x